.

.
.

12 Haziran 2017 Pazartesi

CEVRİYE

11 gün sonra merhaba! Nerelerdeydin diye sorarsanız misafirim vardı: Cevriye. Hafta sonu geldi, hala burada. Açıkcası gelişine pek memnun olmadım, kulağı duymasın ya da duysun bir daha gelmesin, gelirse de bu kadar uzatmasın. Misafirliğin de bir adabı var, utanmasa üstümüze kaydolacak, öyle benimsedi. Hayatıma haciz koydu alenî, evden dışarı çıkamadığım gibi sürekli onun bakımıyla uğraşıyorum. Tek bir an kendi halime bırakmıyor, sürekli dizimin dibinde, uykuda bile rahat yok, gelip gelip dürtüyor. Arsız resmen. Sevimsiz de üstelik. Bu kadar dedikodusunu yaptığım için beni ayıplamadınız umarım, kim olduğunu merak ediyorsanız aşağıda kendisi. Kadının dizinde çakan sarı şimşekler, yani diz ağrım, yani Cevriye.


Bu misafirlik fazla uzadı, sabır da bir yere kadar, yarın tutup elinden doktora götüreceğim Cevriye'yi, ne hali varsa görsün. 

Cevriye bize ilk geldiği sıralarda, gitmemek için direnmesine rağmen bazı etkinliklere sürüklemiştim onu zorla, hoş sonra intikamını korkunç bir şekilde aldı ya, orası da ayrı mevzu. Antalya'daki Tiyatro Festivali'ni erken ayrıldığım için kaçırmıştım, Ankara'da Ethos Tiyatro Festivali'ne denk gelince "haydi" dedim, "bir iki oyun izleyeyim". Bir hafta önceden aldığım biletlerin seyir zamanı geldiğinde Cevriye bize hafiften yerleşmeye başlamıştı. Özgür Tiyatro'nun sahnelediği iki kişilik oyun "Gece O Kadar Kirliydi ki İkisi de Kayboldular"ı izlemeye gönülsüz de olsa götürdüm Cevriyanımı. Mızıkladı ama çok ses etmedi, zaten oyun da çok matah değildi. Lakin intikamını ertesi gün feci aldı, o direndi, ben direndim. Tüm itirazlarına rağmen Ankara Deneme Sahnesi'nin sunduğu, köy seyirlik oyunlarından derlenmiş "Düğün Evi, Oyun Evi"ne sürükledim, yine iyi insanım, taksiyle götürüp getirdim. İlginç bir oyundu, Deneme Sahnesi'nin kurucularından Nurhan Karadağ'ın derleyip sahneye uyarladığı seyirlik oyunları kalabalık bir ekip sundu, naif ve eğlenceli bir gösteriydi, sevdim ben. Aşağıdaki fotoğraflarda ekip oyun sonrası seyirci ile sohbette:



Ben sevdim sevmesine de Cevriye sevmedi, aksine sinir oldu ve eve gelir gelmez olay çıkardı. Canıma okudu, sabaha kadar uyutmadı, vır vır söylendi, dır dır dırlandı, ilaç istedi, merhem istedi, buz istedi, şefkat istedi, Atalet'le görüşmek istedi. Tüm dediklerini yaptım ama nafile. O gün bu gün hanım sultan gibi ayağımı uzattım oturuyor, Cevriye ile ilgileniyorum ama yine de memnun edemedim. Umarım yarın doktor gönlünü eder. 

Cevriyemle birlikte ev hapsindeyken epey kitap okuduk, Candy Crush Saga, Soda ve Jelly'de epey level atladık, diz ağrısı soslu dizi izledik, düşündük, taşındık ve kaşındık. Kafayı davulcuya taktık. Daha Ramazan gelmeden posta kutusunda el ilanını bulduğumuz mahallenin kadrolu Niğde'li davulcusunu bir kaşık suda boğmak istediğimize karar verdik. Esasen Cevriye'yi yollasam intikamını alır ama o beni sevdi kimselere gitmiyor. Adam daha Ramazan gelmeden zili çalıp bahşiş istiyor, yetmiyor Ramazan sonu tekrar geliyor, yetmiyor Bayram'da bir daha geliyor, yetmiyor başka mahallelerin davulcuları da geliyor. Tamam her şeye rağmen gelenektir deyip vereceğim eline üç-beş kuruş ama adam işini doğru dürüst yapmıyor ki, aleni para tuzağı. Cevriye'nin dürtüklemelerinden baygın düşüp tam biraz sızarken "dom dom dom" sesiyle sıçrayıp tekrar Cevriye'nin tacizlerine muhatap oluyorum. Çaldiğı da davul olsa, hayatımda bu kadar kötü davul sesi duymadım, arkadaş bir kamyonetin arkasında elinde tokmak rastgele vurup geçiyor. Ne o davul çaldı, insanları sahura kaldırdı, dostlar alışverişte görsün. Çocuğun eline versen tokmağı daha ritmli çalar. Antalya'da bir davulcumuz vardı, adeta virtüöz. Hem namesiyle çalar, hem de çeşit çeşit mani söylerdi. Ramazan davulcusu dediğin öyle olur, bunlar ne, motorize tokmaklı bahşiş ekibi. Yok size bahşiş mahşiş. 

Bir de pazarlama insanları türedi bu ara. Geçen kapı çaldı, komşu kadın sanıp açtım kapıyı, bir baktım sırtında çanta, geveze bir pazarlama kişisi. "Merhabaaa, parfüm tanıtıyoruz da, size de bırakalım bir numune dedik". "İstemem sağolun, benim alerjim var, her kokuyu kullanamıyorum". "Ama elimde son kutu kaldı, onu da size vereyim de ben de eve gideyim lütfeeen". Daha ben cevap veremeden elime içinde bir parfüm, bir de deodorant bulunan ne idüğü belirsiz marka kutuyu tutuşturdu. Sonra antrenin zeminindeki seramiklere bakıp, "Burası iş yeri mi?" diye sordu. "Neden ki?" "Yerde halı yok da" "Siz antrenize halı mı seriyorsunuz?" "Ay hahaha, o da doğru ya, siz evin hanımı mısınız?" "Evet" "Aaa çok şaşırdım" "Neden?" "Hiç göstermiyorsunuz da" "Ne göstermiyorum?" "Yani evin hanımı gibi durmuyorsunuz, çok genç duruyorsunuz" İçimden "çüş", dışımdan "Ayy evet 18 yaşımı dün bitirdim ama kimselere söylemeyin". Ya sabır ya sabır. "Şimdi şöyle yapıyoruz, kutularımızda hediyemiz var, bir adet Iphone, bir adet tablet, yanımızda açıyorsunuz kutuyu, eğer hediye çıkarsa hemen takdim ediyoruz". İş değişti birdenbire. "Eee?" "Eğer hediye çıkarsa siz de yoksul çocuklar için bize 100 lira bağış yapıyorsunuz". Hımm anlaşıldı, sahtekarlığın kokulusu. "Yok canım, ben açmayım zaten ayın sonu, kazara çıkar mıkar da 100 liram yok veremem sonra". "Ay ama belki çıkmaz, siz yine de açın". Kardeşim istemem dediğim halde elime zorla tutuşturdun, şimdi de aç hediye çıksın 100 lira ver diyorsun, tamam evin hanımı gibi değil 15 yaşında terütaze gibi duruyorum ama alnımdaki salak yazısı da o kadar okunur olmasa gerek. "Hadi canım hadi, al parfümünü başka birine anlat derdini, ben istemiyorum". Kahramanımızın suratı aniden düşer, yaptığı iltifatlara pişman üst katta bir enayi bulabilmek amacıyla merdivenlere yönelir. Perde!
Esasen diş macunu pazarlamacısını da anlatırdım ama hem yazı uzadı, hem de Cevriye buz istiyor, burada keseyim. Umarım Cevriye'yi kısa sürede sepetler, bir dahaki yazıda veda öyküsünü anlatırım. Hepinize Cevriyesiz günler dilerim...

7 yorum:

  1. Çok geçmiş olsun. En iyisi kapıyı açmadan kim olduğunu sormak ve müsait değiliz demek sanki :( Çünkü güvenlik sorunu da teşkil ediyor.

    YanıtlaSil
  2. Öncelikle geçmiş olsun ama bir ağrı ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Ne hoşsunuz.Cevriye ye umarım en kısa zamanda güle güle dersiniz. Pazarlamacıların oyunları da Cevriye'yi sinir edecek cinsten.

    YanıtlaSil
  3. Çok geçmiş olsun gerçekten, umarım en kısa zamanda sepetleyebilirsiniz kendisini.. :)

    YanıtlaSil
  4. Geçmiş olsun. İnşallah cevriye postalanmıştır bu arada.

    YanıtlaSil
  5. Şu cevriyenin cevrinden bir türlü kurtulamadın yahu Leylak'cım. Geçmiş ve gitmiş olsun. Bi daha da gelmesin lütfen. Sen de o geldiğinde otur bir kenara hiiç kalkma yüzüne de bakma. Gezdirme de. O sanattan ne anlar. Bırak sıkılsın gitsin.

    YanıtlaSil
  6. Geçmiş olsun Nurşen hanım, acil şifalar olsun.

    YanıtlaSil